ROMANTİZM İLLETİNDEN KURTULMAK


Allah takva sahiplerini (inanarak ve inançlarını uygulayarak) zafere ulaşmaları dolayısıyla kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz ve onlar hüzne kapılmayacaklardır. (Zümer Suresi, 61)


Dinden uzak bir ahlak ve yaşam şekli benimsemiş kimselerdeki en köklü kişilik bozukluklarından biri olan duygusallık, aslında zannedildiği gibi kişinin doğuştan sahip olduğu ya da terk edemeyeceği bir karakter özelliği değildir.


Bu ruh hali kişinin bilinçli ya da bilinçsiz telkinle elde ettiği bir yöndür. Dolayısıyla duygulara kapılmanın -ağlamanın, hüzünlenmenin, öfkelenmenin- iradeleri dışında olduğunu, buna karşı koymaya güç yetiremediklerini iddia edenler de samimi olarak düşündüklerinde bunun geçerli olmadığını göreceklerdir.

Örneğin ağlayan, üzgün bir kişiye büyük meblağlı bir para teklif edildiğinde ya da ciddi bir başka menfaat sunulduğunda birden bire neşelenebilmesi, istediği, gerekli gördüğü takdirde bu ruh halinden kolaylıkla çıkabileceğinin en net göstergesidir. O zaman kişinin özel olarak elde ettiği bu duygusal yön hem çevresine karşı vicdansızca bir tavır, hem de Allah'ın Kuran'da haber verdiği gibi kişinin kendi kendine zulmetmesidir:
Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar. (Yunus Suresi, 44)


Ancak duygusal insanlar bu gerçeği kavrayamazlar. Onlar sürekli hüzünlü ve umutsuz bir ruh hali içindedirler. Hangi şartlar altında olursa olsun, kendilerine üzülecek, sıkıntı duyacak bir konu bulurlar. Aslında bu insanlar kendi elleriyle kendilerine zulmetmektedirler. Bu gerçek bir ayette şöyle bildirilir:
Biz insanlara bir rahmet taddırdığımız zaman, onunla sevinirler; kendi ellerinin takdim ettiği dolayısıyla onlara bir kötülük isabet ettiğinde, hemen umutsuzluğa kapılırlar. (Rum Suresi, 36)


Bu tarz kişilerin romantik ruh halinden çıkabilmesi, bu illetten kurtulabilmesi için şeytanın vaatlerine, aldatmacalarına karşı uyanık, aklının ve vicdanının da tam açık olması gerekir. Bu ise ancak kişinin imanı ölçüsünde mümkün olur.


http://www.harunyahya.org/sosyal/romantizm/res/200.jpg

Mutsuz, aşırı duygusal, karamsar insanlar dünyadaki güzelliklerin ve nimetlerin farkına varamazlar.  Çevrelerinde binbir türlü güzellik varken, onlar hep herşeyin olumsuz yönlerini görür, daha da mutsuzlaşırlar. Oysa Allah, rahmeti ve şefkati ile insanlar için dünyada sayısız nimet yaratmıştır. Akıl ve vicdan sahibi müminler bunları hemen farkedip, nimetlerin sevinci ile Allah’a şükrederler.

Gerçek bir Müslüman kendisine romantizmin acizliğini yakıştırmaz; akılcı olur, sorunlara çözüm getirir, çevresindekilere örnek olur. Ayrıca Müslüman güzel ahlakı yaşamasından, güzel söz söylemesinden ötürü de doğal olarak neşeli olur. Çünkü doğru tavrın müjdesi, ışığı, aydınlığı, nuru en zor ortamda bile insana neşe ve sevinç verecek; dünyada huzurlu, şanlı, şerefli güzel bir hayata, ahirette ise sonsuz sevinç ve neşeye vesile olacaktır. Dolayısıyla her an Allah'ın beğeneceği bir niyet ve hal içinde olan müminler için, üzüntü ya da sıkıntı konusu olacak, onları karamsarlığa sürükleyecek hiçbir şey olmaz. Nitekim bir ayette Allah şöyle bildirmektedir:


Allah takva sahiplerini (inanarak ve inançlarını uygulayarak) zafere ulaşmaları dolayısıyla kurtarır. Onlara kötülük dokunmaz ve onlar hüzne kapılmayacaklardır. (Zümer Suresi, 61)


Ayrıca müminlerdeki neşe, mutluluk, huzur ve güven kendileri için cennet ortamının dünya şartlarındaki bir yansımasıdır. Dünyada başlayan bu sevinçleri ahirette Allah'tan umut ettikleri cenneti kazanmış olmanın kesinleşmesiyle birlikte daimi olur. İnananların ahiretteki sevinç içindeki durumları bir ayette şöyle bildirilmiştir:


Artık Allah, onları böyle bir günün şerrinden korumuş ve onlara parıltılı bir aydınlık ve bir sevinç vermiştir. (İnsan Suresi, 11)


Bir başka ayette ise Allah ahiret günü müminlerle inkarcılar arasındaki farkı şöyle bildirir:


O gün, öyle yüzler vardır ki apaydınlıktır; güler ve sevinç içindedir. Ve o gün, öyle yüzler de vardır ki üzerini toz bürümüştür. Bir karartı sarıp-kaplamıştır. İşte onlar da, kafir, facir olanlardır. (Abese Suresi, 38-42)


İnkarcılar da ahirette dünyada şeytana uyarak yaşadıkları cehnennem hayatının aslını -kat kat şiddetlisini ve sonsuza kadar sürecek olanını- yaşarlar. Tıpkı müminlerin neşe ve mutluluklarının cennette kesintisiz ve süresiz devam edeceği gibi:


(Kıyametin) Geleceği günde, O'nun izni olmaksızın, hiç kimse söz söyleyemez. Artık onlardan kimi 'bedbaht ve mutsuz', (kimi de) mutlu ve bahtiyardır. Mutsuz olanlar ateştedirler, onlar için orada (kahırla ve acıyla) nefes alıp vermeler vardır. Onlar, Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. Çünkü Rabbin, gerçekten dilediğini yapandır. Mutlu olanlar da, artık onlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi dışında gökler ve yer sürüp gittikçe, orada süresiz kalacaklardır. (Bu) kesintisi olmayan bir ihsandır. (Hud Suresi, 105-108)